Eğer bir amaç için yola çıkıyorsanız, o en acımasız düşman içinize girmiş, sizi içten içe kemiriyor demektir:Ümit.
Bu "ümit" denen şey, siz "karanlık bir yer"deyken başlıyor. İşte o karanlık yerde, aniden içinizde bir düşünce, bir his beliriyor ve siz, nedenli veya nedensiz, uzaklarda sizi bekleyen aydınlık bir yer olduğuna inanmaya başlıyorsunuz. Oraya bir ulaşabilirseniz, her şey çok güzel olacak, mutlu olacaksınız . İşte böylece yürümeye başlıyorsunuz. Yürüyorsunuz, yürüyorsunuz, ama karanlıklar dağılmıyor. Yürüyorsunuz, yürüyorsunuz, değişen bir şey yok, durmadan karanlığa çarpıyorsunuz.
Yaşam tahterevalliye binmek gibi. Bir ucunda ümit, diğer ucunda hayal kırıklığı. Ümit ne zaman en yükseğe çıksa, aynı hızla hayal kırıklığını yukarı fırlatmaya başlıyor. Ne kadar hızlı yükselmişseniz, o kadar hızlı düşüyorsunuz. Bir ümit, bir hayal kırıklığı, bir ümit, bir hayat kırıklığı, bir ü it, bir hayal kırıklığı ve oyun böylece sürüp gidiyor. Ama sürüp giderken, sürekli kıç üstü yere oturan siz oluyorsunuz.
Tahterevalliye binmekten hoşlananlar buyursunlar binmeye devam etsinler, ben iniyorum....
Fazla ümit kalbe zararr.. !!!
2 Eylül 2013 Pazartesi
Juliet'in Aşk'ı...
Bazı kelimeler vardır ki bazen istem dışı kullanılır ve anlamına hiç dikkat etmeyiz. "ya" ve "olsaydı" gibi sözcükler bizi geçmişimizdeki anılarımıza bağlar ve bir anlam kazanırlar. Ya olsaydı !
Ya olsaydı !
Ya olsaydı !
Sizin hikayenizin sonu nasıl bitti bilemiyorum ama eğer bunu kalbinizde hissettiyseniz işte bu gerçek aşk demektir. Eğer bu geçmişte gerçekse neden şimdi de gerçek olmasın. Kalbinizin sesini duyabilmeniz için ihtiyacınız olan tek şey cesaret. Juliet'in aşkı gibi bir aşk nasıldır bilmiyorum. Belki de insanı sevdiklerinden ayıran, okyanusları aştıran tutku benzeri bir aşktı bu ama eğer böyle bir aşk yaşasaydım bu aşkı kabullenecek cesaretim olduğuna inanmak isterdim. Ve siz bunu yaşamadıysanız umarım bir gün yaşarsınız.
Ya olsaydı !
Ya olsaydı !
Sizin hikayenizin sonu nasıl bitti bilemiyorum ama eğer bunu kalbinizde hissettiyseniz işte bu gerçek aşk demektir. Eğer bu geçmişte gerçekse neden şimdi de gerçek olmasın. Kalbinizin sesini duyabilmeniz için ihtiyacınız olan tek şey cesaret. Juliet'in aşkı gibi bir aşk nasıldır bilmiyorum. Belki de insanı sevdiklerinden ayıran, okyanusları aştıran tutku benzeri bir aşktı bu ama eğer böyle bir aşk yaşasaydım bu aşkı kabullenecek cesaretim olduğuna inanmak isterdim. Ve siz bunu yaşamadıysanız umarım bir gün yaşarsınız.
İkinci Bir Petey Greene
Nasıl Bir İnsan Kitleleri Peşinden Sürükler?
Aslında bu konu için herkesin farklı görüşleri illaki vardır. Dünya tarihine adını yazdırmış birçok lider vardır kitleleri peşinden sürükleyen.
Dün gece izlediğim bir filmde gördüm.... Petey Greene. Eminim daha önce adını duyan olmamıştır. Don Cheadle'ın başrol oyuncusu ve kendisini canlandırdığı "Talk to me" adlı (Konuş Benimle) filmde anlatılıyor Petey Greene.
Tam olarak hayatını aktaramam ama Greene Dr. Martin Luther King'n varisi diyebiliriz. Kendisinin sabıkalı olduğu ve bu yüzden hor görüldüğü doğrudur. kendisi siyahi bir vatandaş olduğu da ayrı bir sorundu.
Petey Greene yakın arkadaşı ve menajeri olan Dewey Hughes sayesinde AM radio Wol'e radyo programcısı olarak çalıştı ve "Rapping With Petey Greene" adlı talk show''da onun gibi "zenci" adı altıdnaki insanlara sesleniyor.
Petey bu işi yaparken Martin Luther King suikasta kurban gidiyor. O günün Amerika'sı tam anlamıyla savaş alanına dönmüştü. Siyahi vatandaşlar gördüğü tüm beyaz insanları sopalarla taşlarla darp ediyordu. Radyodan çıkan Petey meydanın halini görünce tekrar radyoya gider ve dinleyicilerine seslendi. Ve tüm Amerika Petey'i, Martin'in varisi olarak gördü.
Petey Greene Amerika'da Büyük bir katliamı önledi. Daha sonrasında yaptığı radyo şovlarıyla büyük beğeni topladı ve popüler oldu. Filmde belirttiği gibi Petey Greene zaman "Doğruları Söylerdi"
Güzel filmdi. Sabıkası bulunan hele bir de siyahi birisinin bu kadar sevilmesi, popüler olması, halk tarafından el üstünde tutulması zor. Petey bunu sadece haklarını arayarak başardı. Yaptığı o cesaret dolu konuşmalar sade siyahi vatandaşlara değil tüm ezilenlere umut, cesaret, özgüven verdi. Dünyadan bir Petey Greene geçti neden ikincisi geçmesin ki?
30 Ağustos 2013 Cuma
Neden mi BESIKTAS ?
Tuttuğum takıma hitaben;
Güzel günlerimiz oldu seninle. Gerektiğinde güldük, gerektiğinde ağladık. Asla senden utanmadım, utanmayacağım da. Herkes hakkında atıp tutuyor. Sabırlı davranıyorum. Ama sabrın taşınca da ağızlarının payını verebiliyorum.
Seni izlerken ağladığımda oldu. Çok iyi hatırlıyorum Ts-BJK maçı.. Bütün mahalle bizim evde. Fenerlisinden tut galatasaraylısına kadar herkes oradaydı. Maç iyiydi ama burası kötüydü. Herkes tsyi tutuyordu. İlk yarıyı önde kapattığımız maçı yenildik. Maç bitince herkes hatta dünya üstüme geliyormuş gibi oldu. Herkes bağırıp çağırıyordu. Sonra arkadan bir el omzumdan tuttu. Babamdı.. Kötü olduğumu gördü. "Takma kafana. Bu uğurda yenmekte var yenilmekte. Sen üstüne düşen görevi yaptın. O'nu destekledin." dedi. Küçük bir çocuk aklıyla hayaller kurmaya başladım. BEŞİKTAŞ... ilk on biri Kurtuluş savaşında şehit düşen takım. Nize şerefli ikincilikleri olan takım. Semtiyle öne çıkan bir takım.
Senden utanmak bir an bile aklıma gelmiyor. Utananlar utansın. Bir Gün Değil Her Gün BEŞİKTAŞ. Neden BEŞİKTAŞ diye soranlara:
Neden mi BEŞİKTAŞ ? Çünkü; Siyah-Beyaz başlamıştı her şey. Fotoğraflar Siyah-Beyaz'dı... Yazlık sinemalar Siyah-Beyaz'dı... Gözümüzün kara, alnımızın ak olması öğretildi hep... Kara gecelerde Beyaz sayfalara döktük içimizi... Kara sevdalarımız oldu, Beyaz umutlarla beslediğimiz... Ve gün gelecek kara toprağa beyaz kefenlerle gireceğiz hepimiz...
Güzel günlerimiz oldu seninle. Gerektiğinde güldük, gerektiğinde ağladık. Asla senden utanmadım, utanmayacağım da. Herkes hakkında atıp tutuyor. Sabırlı davranıyorum. Ama sabrın taşınca da ağızlarının payını verebiliyorum.
Seni izlerken ağladığımda oldu. Çok iyi hatırlıyorum Ts-BJK maçı.. Bütün mahalle bizim evde. Fenerlisinden tut galatasaraylısına kadar herkes oradaydı. Maç iyiydi ama burası kötüydü. Herkes tsyi tutuyordu. İlk yarıyı önde kapattığımız maçı yenildik. Maç bitince herkes hatta dünya üstüme geliyormuş gibi oldu. Herkes bağırıp çağırıyordu. Sonra arkadan bir el omzumdan tuttu. Babamdı.. Kötü olduğumu gördü. "Takma kafana. Bu uğurda yenmekte var yenilmekte. Sen üstüne düşen görevi yaptın. O'nu destekledin." dedi. Küçük bir çocuk aklıyla hayaller kurmaya başladım. BEŞİKTAŞ... ilk on biri Kurtuluş savaşında şehit düşen takım. Nize şerefli ikincilikleri olan takım. Semtiyle öne çıkan bir takım.
Senden utanmak bir an bile aklıma gelmiyor. Utananlar utansın. Bir Gün Değil Her Gün BEŞİKTAŞ. Neden BEŞİKTAŞ diye soranlara:
Neden mi BEŞİKTAŞ ? Çünkü; Siyah-Beyaz başlamıştı her şey. Fotoğraflar Siyah-Beyaz'dı... Yazlık sinemalar Siyah-Beyaz'dı... Gözümüzün kara, alnımızın ak olması öğretildi hep... Kara gecelerde Beyaz sayfalara döktük içimizi... Kara sevdalarımız oldu, Beyaz umutlarla beslediğimiz... Ve gün gelecek kara toprağa beyaz kefenlerle gireceğiz hepimiz...
Yeni Bir Çizgi Daha
Yaklaşık 2 ay önce bugünün önemi bende daha farklıydı.
Aslında bu yazıyı yazmak istemiyordum. Belki tepki alabilirim belkide almam. Ama artık unutmak istiyorum, beceremiyorum malesef...
Tam 5 sene önce TSK'nın göz bebeği olan bir okula girdim. Asla pişman olmayacağım bir şeydi. Evet 14 yaşında subay olma hayalim vardı. Ne kadar çılgınca değil mi? Ailenin yanından gelişme çağında ayrılıyorsun ve yepyeni bir dünyaya adım atıyorsun. Güzel günlerimi geçirdim, yalan değil. Gururla söylerim hala "Ben Kuleli'liyim" diye. her zamanda söyleyeceğim.
Her sene 30 Ağustos gününde Türk Silahlı Kuvvetleri'nde rütbe terfi törenleri olur. Bizimde sabırsızlıkla beklediğimiz bir gündü. Yeni bir çizgi daha gelecekti omuzlarımıza. Bir çizgi, iki çizgi, üç çizgi derken yolun son dönemecine geldik. Dört çizgi.... Evet son sınıftım artık. Mezun olacağımın verdiği gururlu bir sene. Güzel, duygusal ve biraz üzüntülü bir mezuniyet geçirdim. Kardeşlerimden ayrılıyordum. Ama her zaman beraber olacağımızı biliyorum.
Mezun oldukta noldu? . Gittik Kaybolan Hayaller Okuluna. Kardeşlerimi bir bir kaybettim. Sonunda bende bırakmak zorunda bırakıldım. Tek çizgiyi yine omuzladık. Dört çizgiden sonra tekrar bir çizgiye düşmek koymaz mı insana? Tabiki de koyar. Ömürlerinde daha dört çizgiyi yeni takan, kendini bir b*k sanan insanlarla yaşamak zorunda kaldım. Onların yüzüne vurduğum bir söz vardır. paylaşmak isterim. "Siz şimdi dört çizgiyi takarken biz çöpe atıp geldik." bunu duyan vasıfsız insan topluluğundaki bir afra tafraları görseniz....
Bugün vasıfsız insanların yanında okumak zorunda kalan değerli kardeşlerimin ikinci çizgilerini şimdiden kutlarım ve hayırlara vesile olmasını dilerim. Ayrıca Türk Milleti'nin Zafer Bayramı'nı kutlarım. Peygamber Ocağı olan asker ocağındaki herkesin yeni rütbesi hayırlı olsun.
Sevgilerle Kardeş'lerim....
29 Ağustos 2013 Perşembe
Nobel ödüllü insan hakları lideri: Martin Luther King, Jr
O bir aktivistti, eylem adamıydı. O bir papazdı. Nobel ödüllü insan hakları lideriydi. Irk ayrımına karşı çıkan, ırkların eşitliğini savunan ve bunun için binlerce kilometre yol katederek ırkçılığa, eşitsizliğe, "beyaz adam"ın üstünlüğüne karşı direniş göstermiş biriydi. Defalarca hapse girdi, suikastlere uğradı.
İnsan hakları, insanlık onuru, eşiklik ve özgürlüklerin sesiydi.
Şiddet içermeyen ama taleplerinden de asla vazgeçmeyen King, 1960'ların dünyasında sadece Afro-Amerikalıların değil, tüm insan hakları savunucularının 'ikonu' haline gelmişti.
Bir bahar günü (4 Nisan 1968) Memphis'te kaldığı otelin balkonunda otururken uğradığı suikast sonucu öldüğünde daha 39 yaşındaydı.
Amerika'da bugün Martin Luther King'i (MLK) anma günü. Federal tatil. 1986 yılından bu yana, 15 Ocak 1929'da doğan MLK'nin doğum gününe yakın olsun diye Ocak ayının üçüncü Pazartesi günü MLK Günü olarak anılıyor.
Türkiye'de, barış adına umutlanmışken, "evet, nihayet geliyor" diye heveslenmişken, bu umut ve heves kursağımızda kaldı, bırakılıyor...
Dün MLK'i anma günüydü. Bugün söz Martin Luther King'in:
BİR HAYALİM VAR!
Ülkemiz tarihinde özgürlüklerle ilgili düzenlenmiş olan bu en büyük gösteride, şu anda aranızda bulunmaktan kıvanç duyuyorum.
Bundan bir asır kadar önce, şu an manevi himayesinde bulunduğumuz Büyük Amerika'lı, Özgürlük Beyannamesi'ni imzalanmıştı. Bu tarihi belge, esaret zinciri altında yaşamış ve adaletsizlik ateşiyle yanıp kavrulmuş milyonlarca zenci için, uzun ve zifiri karanlık esaret gecelerini sona erdirecek bir umut ışığı haline gelmişti. Ancak ne yazık ki, bundan 100 yıl sonra bile, siyahlar hala özgür değil ve hayatlarını ırkçılığın ve ayrımcılığın prangalarına mahkûm olarak, sürünerek geçiriyorlar.
Uçsuz bucaksız zenginlikler okyanusun içinde, fakirlikle kuşatılmış yalnız bir adada yaşıyorlar. Hala kendilerini Amerika toplumundan dışlanmış, kendi toprakları üzerinde sürgün hissediyorlar ve acılar içinde kıvranıyorlar. İşte bu maksatla; bugün, bu utanç verici durumu gözler önüne sermek için burada toplanmış bulunuyoruz.
Bir anlamda bugün, ülke başkentine artık vadesi dolmuş çeklerimizi bozdurmak için geldik. Büyük Cumhuriyetimizin yüksek mimarı, İnsan Hakları Beyannamesi'nin ve anayasamızın muhteşem sözlerini imzaladıklarında, aynı zamanda her bir Amerikalı'nın bu mirastan kendine düşen payı alabileceğini de vaad etmekteydiler.
Bu öyle bir vaatti ki, herkesin; evet, siyah olsun beyaz olsun herkesin vazgeçilmez ve devredilemez, özgürce yaşama ve mutlu olma haklarını teminat altına almaktaydı.
Bu gün artık şurası gerçektir ki, Amerika vaat edilen bu haktan, vatandaşlarının renkleri söz konusu olduğunda, vazgeçmiş gibi görünüyor. Bu kutsal yükümlülüğü ifa etmek yerine, zenci vatandaşlara, üzerinde "karşılıksız" yazan sahte çekler veriliyor.
Ancak biz, Adalet Bankası'nın iflas etmiş olduğuna inanmıyoruz. Bu ülkenin engin fırsatlar hazinesinin iflas etmiş olduğuna inanmak istemiyoruz. Onun için buraya; bu çekin, dilediğimiz anda özgürlüğümüzü ve sosyal güvencemizi geri verecek olan bu çekin, karşılığını almaya geldik.
Ayrıca, bu kutsal mekândan, Amerika'ya, bu işin çok acil olduğunu hatırlatmaya geldik. İşleri ağırdan alma veya uyuşturucu çekmiş kişiler gibi yavaştan hareket etme zamanı değildir. Vakit, demokrasiyle ilgili vaatlerin gerçekleştirme zamanıdır. Vakit, ulusumuzu adaletsizlik ve ırkçılık bataklığından, kardeşliğin sağlam zeminine oturtma zamanıdır. Vakit, tanrının tüm evlatları arasında gerçekleştirme zamanıdır.
İçinde bulunduğumuz şu anın aciliyetini görmezden gelmek ve bizi siyah vatandaşların kararlılığını yanlış değerlendirmemek, ülkemiz için gerçek bir felaket olabilir. Siyahların memnuniyetsizliğinin yol açtığı bu bunaltıcı sıcak yaz ateşi, ta ki kardeşliğin ve özgürlüğün geleceği serin sonbahar günlerine kadar sürecektir. 1963 yılı bir son değil, yalnızca bir başlangıçtır. "Zencilerin biraz hava atıp boşalmaya ihtiyaçları var, bunlar hemen sakinleşirler" diye düşünenler şunu iyi bilsinler ki, eğer bu usul önceki tutumlarına yeniden dönecek olursa, sarsıcı bir uyanışla karşılaşacaklardır. Zencilerin vatandaşlık hakları verilmediği sürece, Amerika'da ne bir rahat ne de bir huzur kalacaktır. Ta ki, adaletin aydınlığına kavuşuncaya kadar, isyan fırtınaları ulusumuzun temellerini sarsmaya devam edecektir.
Adalet sarayına giden sıcak eşiğin üzerinde durmakta olan halkıma da söylenecek bir çift sözüm var. Haklı davamızı gerçekleştirme yolunda yanlış tutum ve davranışların esiri olmamalıyız.
Hürriyet ateşimizi acı ve nefret kâsesinden içerek söndürmeye çalışmalıyız. Mücadelemizi daima vekar ve disiplinin yüce kanatları altında sürdürmeliyiz. Yaratıcı protestolarımızın fiziksel bir şiddete dönüşmesine asla müsaade etmemeliyiz. Her zaman, fiziksel gücü, manevi gücümüzün sonsuz yücelikleriyle karşılık vermeliyiz.
Zenci toplumunu çepeçevre kuşatmış bulunan bu yeni ve kutsal militan ruh, bizi tüm beyaz insanlara karşı bir güvencesizliğe yöneltmemelidir. Beyaz kardeşlerimizin pek çoğu, kendi kaderlerinin bizimki ile sıkı sıkıya bağlı olduğunu idrak etmektedir. Bunun en güzel delili, şu an bizim aramızda bulunmuş olmalarıdır. Biz, bu yolu tek başımıza yürüyemeyiz.
Yolumuzda ilerlerken; daima ileriye bakacağımıza söz vermeliyiz. Artık geri dönmemiz mümkün değil... Kendilerini vatandaşlık hakları uğruna adamış kimselere, "Daha ne zaman tatmin olacaksınız?" diyenlere, zenci halkın hiçbir zaman dile getiremediği polis zulüm ve dehşetin bittiği ana kadar, "Asla tatmin olmayacağız!" diyeceğiz.
Bizler, bu yolda yürümekten bitkin düşmüş vücutlarımız, otobandaki motellerde ve şehirdeki otellerde istirahat edemedikçe, asla tatmin olmayacağız.
Bizler, çocuklarımızı kimliklerinden sıyıran ve insanlık değerlerinden koparan "Beyazlara mahsustur" yazan tabelalar var olduğu müddetçe asla tatmin olmayacağız.
Bizler, Mississippi'deki bir zenci oy veremediği ve New York'taki bir zenci oy vermeye değer bir şey olmadığına inandığı müddetçe, asla tatmin olmayacağız.
Bizler, adalet sular gibi çağlamadıkça ve haklar gür bir nehir gibi coşmadıkça, katiyen tatmin olamayız ve olamayacağız.
Bir çoğunuzun buraya büyük bir çalkantı ve zorlukların içinden sıyrılarak geldiğinizi anlamıyor değilim. Kiminiz daracık zindanlardan henüz kurtulmuş olarak burada bulunuyorsunuz. Kimileriniz de, hürriyet aşkınız zulüm rüzgârlarıyla gölgelendiği ve polis işkencesiyle tepelendiği yerlerden geliyorsunuz.
Sizler, ıstırabın her çeşidini tatmış kahramanlarsınız! Acı çekmeden kazanılan başarıların gelip geçici olduğu inancıyla, yolunuza devam edin...
Bu durumun bir şekilde değiştirilebileceğini ve mutlaka değişeceğini bilerek Mississippi'ye dönün, Alabama'ya dönün, Güney Carolin'e, Georgia'ya, Louisiana'ya dönün, modern şehirlerimizin kıyısındaki fakirhanelerinize ve gettolarınıza geri dönün.
Bugün size şunu hatırlatıyorum ki, dostlarım, ümitsizlik batağında boğulmayalım. Şu an yaşamış olduğumuz ve önümüzde bulunan zorluklara rağmen, hala bir hayalim var benim. Bu hayal, Amerikan rüyasının derinliklerine kök salmış bir hayaldir.
Evet... Bir hayalim var benim...
Gün gelecek, bu ulus ayağa kalkacak ve kendi inanç değerlerini tam anlamıyla yaşayacak. Şu husus apaçık ortadadır ki, bütün insanlar eşit yaratılmıştır.
Bir hayalim var benim!...
Gün gelecek, bir zamanlar köle olanların evlatlarıyla yine bir zamanlar köle sahiplerinin evlatları, Georgia'nın kızıl tepelerinde, birlikte kardeşlik sofrasına oturabilecekler...
Bir hayalim var benim...
Gün gelecek, Mississippi eyaleti bile, adaletsizliğin ve baskıların ateşiyle bunalmış olan o eyalet bile, bir özgürlük ve adalet vahasına dönüşecek...
Bir hayalim var benim...
Gün gelecek, dört büyük çocuğum, derilerinin rengine göre değil, karakterlerinin yapısına göre değerlendirilecekleri bir ülkede yaşayacaklar...
Bugün bir hayalim var benim...
Gün gelecek, Alabama eyaleti, şirret ırkçıları ile, ağzından hep müdahale ve yasaklar yönünde sözler dökülen valisi ile, o eyalet bile, minicik siyah erkek ve kız çocuklarının, minicik beyaz erkek ve kız çocukları ile, kardeşçe el ele tutuşabilecekleri bir yer olacaktır...
Bugün bir hayalim var benim...
Evet, bir hayalim var!.. Gün gelecek, özgürlüğümüzün önünde birer engel olan bütün vadiler yükselecek, bütün dağlar eğilecek, engebeli yerler hizaya gelecek ve Allah'ın yüce şanı yeryüzüne inecek ve bütün canlılar bunu hep birlikte göreceğiz.
Bizim umudumuzdur bu... Bu umutla Güneye gideceğiz. Bu inançla umutsuzluk dağlarını yontarak bir umut anıtı yapacağız. Bu inançla ülkeyi saran ahenksiz sesleri kardeşliğin senfonisine dönüştüreceğiz. Bu inanç sayesinde, bir gün özgür olacağınızı bilerek, hep beraber mücadele edecek, hep beraber hapse düşecek ve hürriyetiçin hep beraber ayağa kalkacağız.
İşte o gün yüce Allah'ın bütün kulları yepyeni bir ruhla söylenecekler bu şarkıyı:
Benim ülkem, senin ülken.
Özgürlüğün güzel yurdu,
Sana söylüyorum bu şarkıyı.
Atalarımın öldüğü toprak burası.
Şehitlerin gururu olan toprak...
Her bir dağın yamacından,
Özgürlük yankılanacak!
Ve eğer Amerika büyük bir ülke olacaksa, bunun gerçekleşmesi şarttır. Öyle ise,
New Hampshire'ın yüce tepelerinden özgürlük...
Yankılansın, New York'un ulu dağlarından...
Ve... Pennsylvania dağ kasabalarının zirvelerinden...
Colorado'nun karlarla kaplı kayalıklarından yankılansın!..
Yankılansın, California'nın kıvrımlı yamaçlarından...
Yalnızca Georgia'nın yalçın dağlarından değil,
Mississippi'deki her bir ağacın yamacından yankılansın özgürlük...
Ve bunu başardığımızda, her kasabadan ve köyden, her eyaletten ve kentten özgürlük şarkısının yankısını duyduğumuzda, o gün daha da yakın olacak ve Allah'ın bütün kulları siyahlar ve beyazlar, Yahudiler, Hıristiyanlar, Müslümanlar ve Budistler el ele tutuşarak siyahların eski bir ilahisini söyleyecekler.
Sonunda özgürüz!
Şükürler olsun Ya Rabbim!
Sonunda hepimiz özgürüz.
(28 Ağustos 1963, Washington DC)
Great Leader of Freedom Movement: Martin Luther King, Jr.
I think he is great man. Because they marched, America became more free and fair. He is unforgettable.
http://ia600402.us.archive.org/29/items/MLKDream/MLKDream_64kb.mp3
MARTIN LUTHER KING'S FREEDOM SPEECH
I am happy to join with you today in what will go down in history as the greatest demonstration for freedom in the history of our nation.
Five score years ago, a great American, in whose symbolic shadow we stand today, signed the Emancipation Proclamation. This momentous decree came as a great beacon light of hope to millions of Negro slaves who had been seared in the flames of withering injustice. It came as a joyous daybreak to end the long night of their captivity.
But one hundred years later, the Negro still is not free. One hundred years later, the life of the Negro is still sadly crippled by the manacles of segregation and the chains of discrimination. One hundred years later, the Negro lives on a lonely island of poverty in the midst of a vast ocean of material prosperity. One hundred years later, the Negro is still languished in the corners of American society and finds himself an exile in his own land. And so we've come here today to dramatize a shameful condition.
In a sense we've come to our nation's capital to cash a check. When the architects of our republic wrote the magnificent words of the Constitution and the Declaration of Independence, they were signing a promissory note to which every American was to fall heir. This note was a promise that all men, yes, black men as well as white men, would be guaranteed the "unalienable Rights" of "Life, Liberty and the pursuit of Happiness." It is obvious today that America has defaulted on this promissory note, insofar as her citizens of color are concerned. Instead of honoring this sacred obligation, America has given the Negro people a bad check, a check which has come back marked "insufficient funds."
But we refuse to believe that the bank of justice is bankrupt. We refuse to believe that there are insufficient funds in the great vaults of opportunity of this nation. And so, we've come to cash this check, a check that will give us upon demand the riches of freedom and the security of justice.
We have also come to this hallowed spot to remind America of the fierce urgency of Now. This is no time to engage in the luxury of cooling off or to take the tranquilizing drug of gradualism. Now is the time to make real the promises of democracy. Now is the time to rise from the dark and desolate valley of segregation to the sunlit path of racial justice. Now is the time to lift our nation from the quicksands of racial injustice to the solid rock of brotherhood. Now is the time to make justice a reality for all of God's children.
It would be fatal for the nation to overlook the urgency of the moment. This sweltering summer of the Negro's legitimate discontent will not pass until there is an invigorating autumn of freedom and equality. Nineteen sixty-three is not an end, but a beginning. And those who hope that the Negro needed to blow off steam and will now be content will have a rude awakening if the nation returns to business as usual. And there will be neither rest nor tranquility in America until the Negro is granted his citizenship rights. The whirlwinds of revolt will continue to shake the foundations of our nation until the bright day of justice emerges.
But there is something that I must say to my people, who stand on the warm threshold which leads into the palace of justice: In the process of gaining our rightful place, we must not be guilty of wrongful deeds. Let us not seek to satisfy our thirst for freedom by drinking from the cup of bitterness and hatred. We must forever conduct our struggle on the high plane of dignity and discipline. We must not allow our creative protest to degenerate into physical violence. Again and again, we must rise to the majestic heights of meeting physical force with soul force.
The marvelous new militancy which has engulfed the Negro community must not lead us to a distrust of all white people, for many of our white brothers, as evidenced by their presence here today, have come to realize that their destiny is tied up with our destiny. And they have come to realize that their freedom is inextricably bound to our freedom.
We cannot walk alone.
And as we walk, we must make the pledge that we shall always march ahead.
We cannot turn back.
There are those who are asking the devotees of civil rights, "When will you be satisfied?" We can never be satisfied as long as the Negro is the victim of the unspeakable horrors of police brutality. We can never be satisfied as long as our bodies, heavy with the fatigue of travel, cannot gain lodging in the motels of the highways and the hotels of the cities. We cannot be satisfied as long as the negro's basic mobility is from a smaller ghetto to a larger one. We can never be satisfied as long as our children are stripped of their self-hood and robbed of their dignity by signs stating: "For Whites Only." We cannot be satisfied as long as a Negro in Mississippi cannot vote and a Negro in New York believes he has nothing for which to vote. No, no, we are not satisfied, and we will not be satisfied until "justice rolls down like waters, and righteousness like a mighty stream."
I am not unmindful that some of you have come here out of great trials and tribulations. Some of you have come fresh from narrow jail cells. And some of you have come from areas where your quest -- quest for freedom left you battered by the storms of persecution and staggered by the winds of police brutality. You have been the veterans of creative suffering. Continue to work with the faith that unearned suffering is redemptive. Go back to Mississippi, go back to Alabama, go back to South Carolina, go back to Georgia, go back to Louisiana, go back to the slums and ghettos of our northern cities, knowing that somehow this situation can and will be changed.
Let us not wallow in the valley of despair, I say to you today, my friends.
And so even though we face the difficulties of today and tomorrow, I still have a dream. It is a dream deeply rooted in the American dream.
I have a dream that one day this nation will rise up and live out the true meaning of its creed: "We hold these truths to be self-evident, that all men are created equal."
I have a dream that one day on the red hills of Georgia, the sons of former slaves and the sons of former slave owners will be able to sit down together at the table of brotherhood.
I have a dream that one day even the state of Mississippi, a state sweltering with the heat of injustice, sweltering with the heat of oppression, will be transformed into an oasis of freedom and justice.
I have a dream that my four little children will one day live in a nation where they will not be judged by the color of their skin but by the content of their character.
I have a dream today!
I have a dream that one day, down in Alabama, with its vicious racists, with its governor having his lips dripping with the words of "interposition" and "nullification" -- one day right there in Alabama little black boys and black girls will be able to join hands with little white boys and white girls as sisters and brothers.
I have a dream today!
I have a dream that one day every valley shall be exalted, and every hill and mountain shall be made low, the rough places will be made plain, and the crooked places will be made straight; "and the glory of the Lord shall be revealed and all flesh shall see it together."
This is our hope, and this is the faith that I go back to the South with.
With this faith, we will be able to hew out of the mountain of despair a stone of hope. With this faith, we will be able to transform the jangling discords of our nation into a beautiful symphony of brotherhood. With this faith, we will be able to work together, to pray together, to struggle together, to go to jail together, to stand up for freedom together, knowing that we will be free one day.
And this will be the day -- this will be the day when all of God's children will be able to sing with new meaning:
My country 'tis of thee, sweet land of liberty, of thee I sing.
Land where my fathers died, land of the Pilgrim's pride,
From every mountainside, let freedom ring!
And if America is to be a great nation, this must become true.
And so let freedom ring from the prodigious hilltops of New Hampshire.
Let freedom ring from the mighty mountains of New York.
Let freedom ring from the heightening Alleghenies of Pennsylvania.
Let freedom ring from the snow-capped Rockies of Colorado.
Let freedom ring from the curvaceous slopes of California.
But not only that:
Let freedom ring from Stone Mountain of Georgia.
Let freedom ring from Lookout Mountain of Tennessee.
Let freedom ring from every hill and molehill of Mississippi.
From every mountainside, let freedom ring.
And when this happens, and when we allow freedom ring, when we let it ring from every village and every hamlet, from every state and every city, we will be able to speed up that day when all of God's children, black men and white men, Jews and Gentiles, Protestants and Catholics, will be able to join hands and sing in the words of the old Negro spiritual:
Free at last! Free at last!
Thank God Almighty, we are free at last!
![]() |
| Americans of all backgrounds and colours massed on Washington DC's National Mall to remember the event that gave the civil rights movement unstoppable momentum |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


